KUDÜS: “Barış şehri” huzura hasret…

ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen yıl aralık ayında Kudüs’ü “İsrail’in Başkenti” olarak kabul etmesinden sonra İstanbul’da toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı, bu karara bir misilleme olarak “Doğu Kudüs”ü “Filistin’in Başkenti” olarak dünyaya ilân etmişti. Peki ama hangi Filistin, hangi başkent?!

Aslanlı Kapı (Lion Gate)

Baştan belirteyim, bu bir ‘Ah Kudüs, vah Kudüs’ yazısı değil. 22-26 Şubat 2018 tarihleri arasında Kudüs turunda yaşadıklarımı, gördüklerimi, duyduklarımı… Kısacası izlenimlerimi aktaracağım bir gezi yazısı yazma fikrim hep var olduğu için oradayken bazı notlar almıştım. Şimdi o notlarımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Peki tarafsız mıyım? Asla. Elbette bir Müslüman olarak söz konusu Filistin ve Kudüs olunca safımız belli. Fakat bazı “buz gibi” gerçekleri, -hamasete düşmeden, mazlum edebiyatına girmeden- öğrenmemizin faydalı olacağını düşünüyorum. Çünkü ancak o zaman soğukkanlı bir şekilde durum tespiti yapabilir, Filistinli Müslümanlara 100 yıldır uygulanan inkâr, imha, asimilasyon politikalarına, ablukaya, utanç duvarlarına ve her gün genişletilen işgale karşı mücadele edebiliriz!

Kubbetü’s Sahra

-MESCİD-İ AKSA’YI GÖRMEK İSRAİL’İN İZNİNE BAĞLI!-

Söz ettiğim buz gibi gerçeklerin ilkiyle sürecin henüz başında, Kudüs ziyareti yapmaya kalktığınızda karşılaşıyorsunuz. Her ne kadar Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) bağlı Filistin Milli Konseyi, 1988’de, başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulduğunu ilan etmiş, -Türkiye dâhil- 140’a yakın ülke de bunu resmen tanımış olsa da, Mahmud Abbas’ın devlet başkanı olduğu “Filistin” diye bir devlet “fiilen” YOK. Bu, şu demek: ilk kıblemizi, ikinci mescidimizi, üçüncü haremimizi ve Efendimiz’in (asm) miraca yükseldiği yerleri ziyaret etmek, oralarda namaz kılmak “”İsrail Devleti”nin iznine bağlı. İsrail Konsolosluğu “uygun görmediği” takdirde vize alamıyor ve Kudüs’e gidemiyorsunuz. Yapılan arşiv araştırmalarında bir sorun görülmedi ve vize aldınız diyelim, Mescid’i Aksa bölgesine girerken İsrail askerilerinin kontrol noktalarından geçiyorsunuz, üzeriniz ve çantanız aranıyor. Çantanızda Türk bayrağı görürlerse el koyuyorlar, çünkü; sur içinde Türk bayrağı açmak: YASAK.

Kubbetü’s Sahra’nın  içinde yer alan; Efendimiz’in (asm) Mirac’a yükseldiği Muallak Taşı

-FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİMİZ BİZLERİ ÇOK SEVİYOR-

Burada beni en mutlu eden şey, Filistinlilerin vakit namazlarını Mescid-i Aksa’da kılma gayretleri. Özellikle Cuma namazında mahşerî bir kalabalık meydana geliyor. Kadınlar Kubbetü’s Sahra’da (Peygamberimiz’in (asm) miraca yükseldiği muallak taşının bulunduğu altın kubbeli mescid) erkekler ise onun tam karşısındaki Kıble Mescidi’nde Cuma namazlarını kılıyorlar. Cuma çıkışı Türkiye’den gelen kafilelerin çoğunluğu dikkatlerden kaçmıyor. Filistinli Müslümanlar Türklere özel bir muhabbet besliyor ve oraya gitmemizden çok memnun oluyorlar. Üzerlerinde Türk bayrağının bulunduğu yaka kartlarından Türk olduğunuzu anlayan çocuklar yanınıza gelip zafer işareti yaparak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ismiyle, “Ördogan, Ördogan” diyerek sevgi gösterilerinde bulunuyorlar. Bizim oraya gitmemiz, onlarla dayanışma halinde olmamız her birine güç veriyor. Zulümlere karşı mücadeleyi büyütebilmelerini ve daha kararlı bir direniş göstermelerini sağlıyor.Utanç Duvarları….

HER YER ABLUKA, GÖZCÜ KULESİ, UTANÇ DUVARI…

Türkiye’den uçağa bindiniz ve İsrail’in sözde başkenti Tel Aviv’deki Ben Gurion Havaalanı’na indiniz. Tel Aviv- Kudüs arası yaklaşık 1.5 saat. Yolda gözünüze çarpan ilk şey yeşil alanlar ve ağaçlar. Evler ortalama 2 katlı ve sarımtırak. Tıpkı Bodrum evleri gibi. Bu arazilerin tamamı Yahudilere ait. Filistinli Arapların tarımla ilgilenmeleri yasak. Tarım ve hayvancılıkla sadece ailelerine yetecek ölçüde uğraşmalarına izin veriliyor. Turistik bir gezi amacıyla gittiğinizde Tel Aviv’den direkt Kudüs’e geçiyorsunuz. Kafanıza göre Gazze, Ramallah, El Halil vb. gibi Filistin şehirlerine gitmek yasak. Gazze şehri sahil şeridinde ve ablukaya alınmış durumda. Ne dışarıdan kimse Gazze’ye girebiliyor, ne de Gazzeliler  “özel izinsiz” dışarı çıkabiliyorlar. Daha ilk andan itibaren, sürekli basından duyduğumuz “İsrail işgali”nin ve “abluka”nın ne olduğunu bizzat görüyorsunuz. Nereye baksanız kilometrelerce uzayan, dikenli tellerle örülmüş bir utanç duvarı ve keskin nişancıların konuşlandığı gözcü kuleleri var…

TABELALAR 3 DİLLİ, 2 ÇEŞİT PLAKA VAR

Tel Aviv’e indiğiniz andan itibaren 3 dilli yön tabelaları dikkat çekiyor. Yer/yön isimlerinin İbranice, Arapça ve İngilizce olarak yazıldığı bu tabelalar bana Türkiye’deki barış/çözüm süreci zamanlarında Güneydoğu Bölgesi’ndeki Türkçe, Kürtçe, Arapça, Ermenice ve Süryanice tabelaları hatırlattı. Bu, şahsen benim desteklediğim ve sevindiğim bir durum. Yahudiler için İbranice, Araplar için Arapça, turistler içinse “ortak dil” İngilizce. Gayet mâkul.

Öte yandan ikili plaka uygulaması var ki, bu; Müslüman Arapları fişlemek için kullanılıyor. Şöyle ki: İsraillilerin plakası ayrı, Araplarınki ayrı. İsraillilerinki sarı zemin üzerine siyah rakamlardan oluşuyor ve kenarında İsrail bayrağı ile İsrail’in uluslararası kısa adı “İL” yazıyor. Araplara ait plakalar ise beyaz zemin üzerine yeşil rakamlardan oluşuyor ve kenarında Arapça “f” harfi ile “Palestine”in “P”si yer alıyor. İsrail plakalarının her yere girip-çıkması serbest iken, Arap plakalı araçlar sadece kendi şehirlerinde gezebiliyorlar. Bu; Müslüman Araplara yönelik ayrımcılığın başka bir boyutu…

KUDÜS KONUSUNDA NE YAPMALIYIZ?

1948’de kurulan korsan İsrail Devleti, ABD’nin askeri ve siyasî gücünü arkasına alarak Filistin işgalini genişletmeyi sürdürüyor. Nüfus göçü, savaşlardan sonra bile suç olmasına rağmen uluslararası toplumu ve Birleşmiş Milletler kararlarını hiçe sayan İsrail güçleri, çeşitli bahanelerle el koyduğu köylere Yahudi nüfusu yerleştiriyor. Peki; tüm dünyanın gözünün içine baka baka suç işleyen İsrail’i durdurmak, geriletmek ve son tahlilde yaptığı hukuksuzluklar için yargılanmasını sağlamak için bizlere düşen vazifeler neler?

  • Öncelikle her Müslüman, var-yok demeyip Kudüs’e gitmeli. Oraları ve yaşananları bizzat ve hakkâl yakîn müşahede etmeli. Kulaktan dolma bilgiler ya da basından takip edilenler durumun vahametini anlamamıza yetmiyor çünkü. Kudüs turları düzenleyen onlarca şirket var. Onlarla iletişime geçin, pazarlık edin, para biriktirin, çevrenizden karz-ı hasen isteyin… Yolunu yöntemini bilemem, ne yapın edin Kudüs’e gidin. Mutlaka.
  • Filistin’in sistematik işgali her Müslüman’ın gündeminde olmalı. Sosyal medyada yazarken, evde otururken, işte çalışırken, cami avlusunda ezanı beklerken, kahvede çay içerken… Özetle hayatın her alanındaki günlük muhabbetlerimizde konuyu Filistin’e, Kudüs’ün işgal altında olduğuna getirmeli, konudan habersiz ya da az bilgi sahibi kitleleri, özellikle de gençleri bilinçlendirmeliyiz. Moda tabiriyle “farkındalık” oluşturmak için elimizden gelenin fazlasını yapmalıyız. Çünkü böyle giderse –Allah muhafaza- işgal, Mescid-i Aksa’yı da kapsayabilir!
  • İsrail ile askeri ve ticari tüm anlaşmalar derhal feshedilmeli ve İsrail’in Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde, hatta Lahey’deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nde yargılanıp mahkûm olması için çalışmalar yapılmalı.
  • İsrail hükümeti ve Siyonist ideolojiyle mücadele ederken kesinlikle antisemitizme bulaşılmamalı. Yahudilik/Musevilik ile Siyonizm’in aynı şey olmadığını, her Yahudi’nin İsrail’in politikalarını desteklemediğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Çünkü bizzat İsrail’de, İsrail Devleti’ne ve Siyonizm’e karşı olan “Hasidik Yahudiler” var. Yüce dinimiz İslam her türlü ırkçılığı ayaklar altına almıştır. Müslüman insan ırkçılık, etnik milliyetçilik, kavmiyetçilik gibi kökü dışarıda ideolojileri benimsemez. Üstünlüğün ancak takva ile olduğunu kabul eder.

“Kudüs, Dar’ül Selam ya da Jarusalem…

Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam için çok ehemmiyetli, kadim bir yerleşim yeri. Selehaddin Eyyubî tarafından fethedildiğinde ve Osmanlı himayesindeyken dil, din, ırk, renk farkı gözetmeksizin her insanın huzur içinde yaşadığı barış ve esenlik şehri… Fakat önceleri 1917 İngiliz işgali ile emperyalist kuşatma, 1948’den bugüne de korsan bir şekilde kurulan işgalci İsrail Devleti, tüm bu huzuru kökünden dinamitledi. Bölge son 1 asırdır kan ağlıyor, gözyaşı döküyor. Çözüm ise belli: İsrail haksız bir şekilde işgal ettiği topraklardan çekilmeli ve bölge, Filistin Devleti’nin himayesinde eski, huzurlu günlerine yeniden dönmeli…”

***

“Filistin’in başına gelenleri dinsel nedenlerde ararsanız, olanları anlayamazsınız. Emperyalizmi anlamadan, Amerika’nın bölgedeki çıkarlarını görmeden, İsrail ile Amerika’nın karşılıklı çıkar ilişkilerini ve İsrail’in jandarmalık görevini kavramadan, Ortadoğu’yu anlamak mümkün değildir.”

***

İSRAİL-FİLİSTİN SORUNUNUN TEŞHİSİ

İsrail- Filistin sorunu hakkında şimdiye kadar kitaplar yazıldı, konferanslar verildi, makaleler kalem alındı, TV programları yapıldı… Kısacası bu meseleye dair gök kubbenin altında söylenmemiş söz kalmadı. Ama aslında olay, 7 kısa cümlede özetlenecek kadar basit. İşte; Yahudi asıllı Türkiyeli şair-yazar Roni Margulies’in  durum tespitleri:

1)Dünyanın uzak bir yerinden birileri bir toprağa geliyor ve ora halkına, “Bu topraklar 2000 yıl önce bizimdi, biz oturacağız, siz gidin” diyor.
2) “Bize Avrupa’da yaşam hakkı vermiyorlar, ırkçılığa ve soykırıma maruz kaldık, izin verin bu topraklarda beraber yaşayalım” demiyorlar.
3) “Siz gidin, burası bizim” diyorlar. Ve savaşarak yerli halkı kovuyorlar, yerinden yurdundan ediyorlar.
4) Bunun hiçbir hukuksal, etik, ahlakî meşruluğu yoktur ve olamaz. Bu anlamda, İsrail devleti gayrımeşrudur, korsan bir devlettir.
5) İsrail “sadece Yahudilere özgü” bir devlet, bir “Yahudi devleti” olduğu sürece, gayrımeşru, ırkçı ve haksız bir devlet olacaktır.
6) Bu koşullarda barış olamaz. Bu koşullarda Filistinliler her an, her yaptıklarında, tümüyle haklıdır.
7) İsrail’in tüm yaptıkları, savaşlar, saldırılar, cinayetler, bu temel haksızlığı sürdürmeyi amaçlamaktadır. Tümüyle haksızdır.

Meselenin özü bundan ibarettir. Başka her şey ayrıntıdır, meselenin özünü değiştirmez. Bu özü gözden kaçırmadığımız zaman, kimin haklı, kimin haksız olduğunu unutmadığımız zaman, her şey çok basittir.

Filistin’de bir duvar resmi ve yazılama. Şöyle diyor: Hayallerinin peşinden git, kendine güven, umutsuzluğa kapılma!

KUDÜS GEZİSİNİN KAZANIMLARI

Eğer Peygamber Efendimiz’in (asm) hadis-i şeriflerine riayet ederek Kudüs’e ziyarette bulunursanız çok önemli kazanımlarınız olacaktır. İşte bunlardan bazılar.

Kudüs’e gelirseniz: Hz. İbrahim, Hz. Davud, Hz. Yusuf, Hz. Meryem, Rabiatü’l Adeviyye ve Hz. İsak’ın kabirlerini ziyaret edip başlarında Fatiha okumak nasip olur.

Kudüs’e gelirseniz: Bakara Suresi 144. Ayette belitrilen “Yüzünün sık sık semâya çevrildiğini, muhakkak ki Biz görüyoruz. Seni hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa çevirin…” emir nazil olana kadar namazlarda kıblemiz olan Mescid-i Aksa’da namaz kılma şansına sahip olursunuz.

Kudüs’e gelirseniz: Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (asm) miraca yükseldiği Muallak Taşı’nı görebilir, onun hemen altında namaz kılabilirsiniz.

Kudüs’e gelirseniz: Hz. Lut’un (as) kavmi Sodom ve Gomora’nın helak edildiği ve deniz seviyesinin 422 alçağında bulunmasıyla yeryüzünün en derin noktası rekorunu elinde bulunduran Lut Gölü’nü (Ölü Deniz) görüp ibret alabilirsiniz.

Kudüs’e gelirseniz: Osmanlı’dan kalma eşsiz mimarileri görme fırsatı yakalar ve Türkiye’nin bugün bile oralardaki varlığııyla gurur duyabilirsiniz.

Kudüs’e gelirseniz: Eğer fotoğrafa meraklıysanız, kadim özellikleri aynen muhafaza edilmiş açık hava müzesi gibi bir şehri bol bol fotoğraflama fırsatı yakalarsınız.

Hz. İbrahim’in (as) kabri…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir