Türkiye – Ermenistan: İki yakın halk, iki uzak ülke

Bu gezi nereden çıktı?

Gazeteye başladıktan kısa bir süre sonra yurtdışı seyahatlerimin olabileceği düşüncesiyle ilk pasaportumu çıkarmıştım. Çantanızda 10 yıl geçerli ve 60 sayfalık bir pasaportunuz varsa bir şeyler sürekli olarak sizi yurtdışına çıkmak için dürtüp duruyor. En azından bende öyle oldu.

Bir gün Twitter’da gezerken Hrant Dink Vakfı’nın sayfasından #SınırlarıAşıyoruz, Türkiye-Ermenistan Seyahat fonu başvurularınızı bekliyor” diye bir tweet atıldığını gördüm. Sınırları aşmak, seyahat, Ermenistan… Bu kelimelerin bir araya gelmesi beni otomatikman bu fona başvurmaya sevk etti. Derhal vakfın internet sitesine girip başvuru formunu doldurmaya başladım.

Amaç:

Bu seyahat, Hrant Dink Vakfı tarafından Civilitas Foundation işbirliği ile “Ermenistan-Türkiye Normalleşme Süreci Destek Programı” kapsamında Avrupa Birliği tarafından finanse edilen bir proje. Dolayısıyla başvuru sırasında sizden bu sürece katkı sağlayacak bir faaliyette bulunmanız bekleniyor. Benim de amacım, orada gözlemlediklerimle ilgili gazeteme bir gezi yazısı yazmak ve Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî’nin Münâzarât’ta söz ettiği “Ermenilerle ittifak ve dostluğun” nasıl geliştirilebileceğine dair Ermeni bir kardeşimizle söyleşi yapmaktı. Başvuru formuna bu amaçlarımı yazıp beklemeye başladım ve 10 günlük bir değerlendirme sürecinden sonra başvurumun onaylandığına dair dönüş yapıldı. Artık ilk yurtdışı seyahatimi yapmak için geri sayım başlamıştı…

GİDİŞ:

Vakıfla bilgi-belge muhtevalı yazışmalar bittikten sonra Erivan’a gideceğim o gün gelip çattı. Küçük bir valiz ve fotoğraf makinemle birlikte yola koyuldum. Yeşilköy Havalimanı’ndan uçuş biletlerimi alıp beklemeye ve not tutmaya başladım. İşte bu gezi yazısında benim Erivan’da bulunduğum 4 gün içinde tamamen subjektif / öznel olarak aldığım notları ve Ermenistan’a dair sorduğum sorulara bizzat Ermenilerden aldığım cevapları okuyacaksınız.

Uçuş-Erivan’a iniş

Türkiye’den Erivan’a direkt uçuşlar haftanın sadece 2 günü var, bu günlerin dışında gitmek isteyenler önce Gürcistan’ın başşehri Tiflis’e uçup oradan dolmuş ya da taksilerle Erivan’a gidiyorlar. Ben direkt uçuşu tercih ettim. Bizi uçağa götüren servis aracında 1 bey 2 hanım yolcunun aralarında Türkçe konuştuğunu görünce yanlarına gittim ve tanıştım. İsminin Civan Babaoğlu olduğunu öğrendiğim bey İstanbul’da iş adamı ve aynı zamanda Kayseri’deki Ermeni kilisesinin görevlilerinden biriymiş. Uçağa gidene kadar sohbet ettik, onlara, çantamda bol miktarda bulunan 20 Ocak tarihli Hrant Dink manşetli gazetemizden hediye ettim, telefon alış verişi yaptık. İstanbul’da görüşmeye devam etme dilekleriyle ayrıldık…

Ve Erivan…

2 saat 20 dakika süren rahat bir uçak yolculuğunun ardından gece geç saatlerde Erivan Havaalanına indim. Çıkışta beni referans kişim olan Vardan Galtsyan ve kalacağım otelin sorumlularından Azad karşıladı. Hrant Dink Vakfı’nın Erivan’daki proje koordinatörü Anna Yeghoyan’ın benim için ayarladığı havaalanını transferine binip Khanjyan Caddesi’ndeki kalacağım otele gittik. Erivan’ın yerel saati Türkiye’den 2 saat ileride. Ertesi gün mesai var, ama buna rağmen otel lobisinde üçümüz biraz sohbet ettik. Ben odama yerleştim ve Vardan kardeşimle ertesi günü programlayıp onu yolcu ettik.

Sabah Azad ile kahvaltı yaptıktan sonra hava ayaz olduğu için sıkıca giyinip dışarı çıktım, boynuma fotoğraf makinamı asıp Erivan’ı keşfe koyuldum.

Ve Erivan… Geleneksel metinler, Nuh’un tufandan sonra karayı ilk gördüğü yerde “Yarevats!” (Göründü!) diye bağırmasını kaynak gösterseler de, Yarevan, adını muhtemelen İ. Ö. 8. yüzyılda kurulan Urartu kalesi Yarebuni’eden alır. Dünyanın, sürekli yerleşim olan en kadim şehirlerinden olan Erivan, Sovyet döneminde Aleksandr Tamanyan’ın 30 bin kişilik küçük bir taşra şehrini büyük bir sanayi başşehrine dönüştürmeyi başaran mimarî planı çerçevesinde bugünkü modern görünümüne kavuştu. İşte bu buram buram tarih kokan şehrin bir bölümünü tek başıma gezdim. Ayağımın götürdüğü yere, özellikle de şehrin işlek caddelerine gittim. Tarihî binaları, kiliseleri, heykelleri fotografladım. Erivan’da heykel çok yaygın, hemen hemen her caddede önemli birinin ya da askerî bir “kahraman”ın heykeli var.

Bu günlük Abovian meydanına kadar gidip tekrar otelime dönüyorum, akşam Vardan geliyor, sohbet ediyoruz.


Vardan Galtsyan arkadaşım ile Erivan’a geldiğim gece otel lobisinde…

Ertesi gün 

Civilitas Foundadation’dan Anna Yeghoyan’dan, benimle tanışmak ve gezi hakkındaki ilk izlenimlerimizi dinlemek istediğine dair bir e-posta alıyorum. Büyük Opera binasının önünde buluşmak üzere randevulaşıyoruz. Opera, otelimden 20-25 dakikalık bir mesafede, biraz erken çıkıp yürüyerek gidiyorum. Türkiye’den başka bir katılımcı olana Alp Bey de orada. Karşılaşıyoruz. Biz sohbet ederken Anna Yaghoyan ve Anush Babajanyan geliyorlar. Hep birlikte opera binasına yakın bir cafeye gidiliyor. Cafede bize, Erivan’daki ilk izlenimlerimizi ve önümüzdeki günlere dair planlarımızın neler olduğunu soruyorlar. Daha sonra Anush Hanım benimle kısa bir röportaj yapıp bunu kayda alıyor. Röportajda, Bediüzzaman Said Nursî’nin söyledikleri ışığında Ermeni halkı ile dostluk ve ittifakın geliştirilmesine katkıda bulunmak amacıyla Erivan’a geldiğimi, burada çok iyi karşılandığımı ve umarım çabalarımızın gönlümüze göre sonuç vereceğini ifade ettim. Gazetemizden ve yayın politikamızdan sözettim. Daha sonra ayrıldık. Biraz gezip otelime döndüm.


Erivan Cumhuriyet Meydanı

Sonraki gün

Odamdan lobiye indiğimde Azad ve otelin kat görevlisi hanım kahve içiyorlardı. Bana da “Kahve içer misin?” diye sordular. Ben de bir Türk kahvesi istedim. Daha sonra hep birlikte kahve içip sohbet ettik. Çok sıcak davrandılar. Vardan’ı aradım. Bir gün önce, muhabir olarak çalıştığı Ermenistan TV’de Türkiyeli yönetmen Fatih Akın ile “The Cut” (Kesik) filmi üzerine röportaj yaptığını ve onun montajıyla uğraştığını söyledi. Otel lobisinde diğer konuklarla Türkiye, Ermenistan, 1915, Tehcir vs. üzerine konuşuyoruz, akşam saatlerinde Vardan geliyor hemen çıkıyoruz.

Önce birlikte bir akşam yemeği yiyoruz. Hava soğuk olduğu için kapalı bir mekânda oturuyoruz. Siparişlerimiz geliyor. Tam yemeğin ortasında yan masadaki 3 adamın aynı anda sigara yakıp içmeye başlamasına şok oluyorum. Vardan’a, yekten “Vardan, nasıl yani, burada kapalı mekânlarda sigara içilebiliyor mu?” diye soruyorum. O da “Evet, maalesef Ermenistan’da hâlâ böyle bir yasak yok. Kapalı mekânlarda sigara içmek serbest, ama keşke burada da yasaklansa” diyor. Bu olay Ermenistan-Türkiye kıyaslamasında bana bir fikir daha veriyor. Lokantadan çıktıktan sonra Erivan Cumhuriyet Meydanı’na gidiyoruz.

Cumhuriyet Meydanı’nda; Amiryan, Abovyan, Nalbandyan ve Dikran Medz caddlerinin açıldığı meydanda, Ulaşım ve İletişim Bakanlığı, Dısişleri Bkanlığı, Ulusal sanat galerisi, Ermenistan tarih müzesi, hükümet binası ve postane bulunuyor. Mimarı Tamanyan olan ve inşaasına 1926’da başlanan meydanda 1940 yılında konan Lenin heykeli, 1991’deki bağımsızlıkla birlikte indirilmiş ve “Lenin Meydanı”nın adı “Cumhuriyet Meydanı” olmuş. Bugün ise, siyasî gösterilere, büyük kutlamalara ve çeşitli sosyal faaliyetlere ev sahipliği yapıyor.

TEK İSLAM ESERİNDE NAMAZ


SSCB döneminde şehir müzesi olarak kullanılan Mavi Cami, bugün kütüphanesi ve medresesiyle ibadete açık olan tek İslâm eseri. Camiye dair tarihî bilgi ise şu: Erivan 14. yüzyılda maruz kaldığı Moğol istilâlarından itibaren 1828 Rus Çarlığı sınırlarına dahil olana dek bir çok kez Müslümanların egemenliği altına girdi. Mavi Cami’nin inşasının İran hükümdarı Nadir Şah döneminde başlayıp 18. yüzyılın ikinci yarısında Hüseyin Ali Han döneminde bitirildiği kaydediliyor.

Cumhuriyet meydanındaki Gomidas resimlerinin asılı olduğu tarihî binayı ve hükümet konaklarını temaşa ediyorum. Ermenistan devlet armasını ilk kez yakından görüyorum ve armanın üzerindeği Ağrı (Ararat) Dağı dikkatimi çekiyor. Meydandan yürüyerek yakın tarihte yapılan büyük St. Grigor Lusavoritich Kilisesi’ni dışından geziyoruz. Fotoğraflar çekiyoruz. Sonra düşüncelerle tekrar evlerimize dönüyoruz.

Ertesi sabah Vardan ile beraber direkt olarak Mavi (Gök) Camiye gidiyoruz. SSCB döneminde şehir müzesi olarak kullanılan Mavi Cami, bugün kütüphanesi ve medresesiyle ibadete açık olan tek İslâm eseri.

Camiye dair tarihsel bilgi ise şu: Erivan 14. yüzyılda maruz kaldığı Moğol istilâlarından itibaren 1828 Rus Çarlığı sınırlarına dahil olana dek bir çok kez Müslümanların egemenliği altına girdi. Mavi Cami’nin inşasının İran hükümdarı Nadir Şah döneminde başlayıp 18. yüzyılın ikinci yarısında Hüseyin Ali Han döneminde bitirildiği kaydediliyor.

Camiden çıktıktan sonra Vardan bana bir Ermeni kilisesinde “Pazar ayini” izlemek isteyip istemeyeceğimi soruyor. Hemen “isterim” diye cevaplıyorum. Camiden yürüyerek şehrin en ünlü kiliselerinden St. Surp Sarkis (Aziz Sarkis) Kilisesine gidiyoruz.

Kilisenin içine girdiğimizde ayin başlamıştı, Hz.İsa’nın ikonasının bulunduğu sunakın önünde bir rahip davudî sesiyle ayini yönetiyordu. Sahnede onun ayin yönetmesine yardım eden 6-7 genç daha vardı. Kilisenin içindeki balkonda da kadınlardan oluşan bir koro ilâhiler söylüyordu. Rahip de, korodaki kadınlar da adeta opera sanatçıları gibi bir ses tonuna sahiplerdi. Vardan’ın söylediğine göre, ilâhileri bu şekilde etkileyici söyleyebilmek için her ruhanî, ilâhiyat fakültesinde özel bir şan eğitimi alıyormuş. İşitsel ve görsel bir şölen tadında olan Pazar ayinini Vardan’ın duâ edip kuma mum dikmesiyle noktalayıp kiliseden ayrılıyoruz. Böylelikle hayatımda ilk kez Ermeni-Gregoryen bir Pazar ayini izlemiş oluyorum.

Buradan otobüse binip Madenetaran’a gidiyoruz. 17.000 farklı kitap ve el yazmasını muhafaza eden Madenetaran, dünyanın en eski elyazması koleksiyonlasrından birine ev sahipliği yapıyor. Ermenice alfabenin Mesrob Maşdots tarafından meydana getirildiği 5. yy’a dek uzanan bu zengin arşivde tarih, coğrafya, felsefe, tıp gibi pek çok alanda paha biçilmez el yazmaları bulunuyor. Madenetaran’ın girişinde ziyaretçileri Mesrob Maşdots’un ve Ermeni edebiyatının önemli isimlerinin devasa heykelleri karşılıyor.

Müzeden çıktıktan sonra daha tepeye, Mayr Hayasdan (Ermenistan Ana) heykelinin yanına gidiyoruz. 1967’de Stalin heykelinin yerine inşa edilen 50 m. yüksekliğindeki Ermenistan ana heykeli elinde taşıdığı kılıçla güçlü ve savaşçı kadını ulusun annesi olarak simgeleştiriyor. Kaidenin içinde askerî bir müze bulunuyor. Ermenistan’da müttefiklerin II. Dünya Savaşı zaferini kutlama günü olan ve aynı zamanda Karabağ Savaşı’nda ölenleri anma günü kabul edilen 9 Mayıs’ta, heykelin bulunduğu Hatanak Parkı’nda törenler düzenleniyor.

Buradan da Vardan’la birlikte, “Armenian Genocied Mouseum and Memorial”a yani “Ermeni Soykırımı Müzesi ve Anıtı”na gitmek için taksiye biniyoruz.


“Ermeni Soykırımı Anıtı” İttihat ve Terakki Partisi zamanında, 1915 yılında tehcir edilen ve öldürülen Osmanlı Ermenileri anısına 1967 yılında inşa edilmiş. 44 m. yüksekliğinde, sivrilerek göğe yükselen bir sütun ve dairesel olarak yerleştirilmiş 12 plâkadan oluşuyor. Sütun, Ermenilerin yeniden doğuşunu, dairesel alanın ortasında bulunan ve sürekli yanan ateş ise yası temsil ediyor. Her yıl 24 Nisan’da yüz binlerce insan 1915’te öldürülenleri anmak için anıtın bulunduğu Dzidzernagapert tepesine yürüyerek çıkıyor ve anıtı çiçeklerle dolduruyor.

Aslında benim buraya gelişimdeki öncelikli amaç “Ermeni Soykırımı Müzesi”ni gezmek, burada sergilenen belgeleri görmek ve 1915’te yaşananlara bir de buradan bakmaktı; ama ne var ki müze restorasyon dolayısıyla kapalıymış, 1915’in 100. yıl dönümünde, 24 Nisan 2015’de açılacakmış.


Erivan’daki elektrikle çalışan otobüsler yarı otobüs yarı tramvay görünümleriyle turistlerin en çok ilgisini çeken şeylerden biri…

Müze kapalıydı, ama “Memorial” denilen, ortasında sürekli ateş yanan anıt ziyarete açıktı. Biz de oraya gittik. Etrafta az sayıda ziyaretçi vardı. İnsanlar buraya büyük bir ciddiyet ve saygıyla geliyor, sürekli yanan yas ateşinin yanına gelmeden önce kapıdan, daha önceki ziyaretçiler tarafından getirilip bırakılmış karanfillerden alıp ateşin yanına büyük bir saygıyla koyuyorlar, kimisi duâ ediyor kimisi fotoğraf çekiniyor. Ortama kasvetli bir atmosfer hâkim. Anıt yolunda sembolik mezarlar ve 1915 kurbanları anısına dikilmiş ağaç fidanları var…

Vardan ile ateşin yanına indiğimizde bir müddet konuşmadık, sadece düşündük. Yaşanan o büyük trajediyi. Ölenleri, öldürülenleri, yerinden sürülenleri, hiçbir menfî olaya müdahil olmadığı halde sadece Ermeni olduğu için acı çeken masum yaşlı insanları, kadınları, çocukları… Vardan’a, yaşanan olaylar sırasında vefat eden masum insanlar için kendi dilimizde ve inancımızda duâ edelim diyorum. Memnuniyetle kabul edip ellerini birleştiriyor ve başlıyor Ermenice duâya o sırada anıta gelenler de buna eşlik ediyor ve sonunda her dil ve inançtan, yürekten bir “Âmin” sesi yükseliyor. Karanfiller bırakılıyor, fotoğraflar çekiniliyor ve artık oradan da ayrılıyoruz. Anıt çıkışı Vardan ile sarılıyoruz, Vardan’ın koluna girip, ona, zamanı geri getiremeyeceğimizi, 1915’te yaşasaydık eğer bu dehşetli zulme her ikimizin de karşı çıkacağımızı, ama bunun artık mümkün olamayacağını söylüyorum ve fakat; en azından, bundan sonrası için, barışa, dostluğa ve kardeşliğe hizmet ederek geçmişin yükünü biraz olsun azaltabileceğimizi söylüyorum.


Erivan’ın en ünlü kiliselerinden St. Surp Sarkis Kilisesi’nde hayatımda ilk kez Ermeni Apostolik Kilisesinde pazar ayinine şahit oldum…. 

Vardan bana katıldığını söylüyor ve buradan artık İstanbul’a dönmeden önce ziyaret etmek istediğim son yer olan Erivan Bit Pazarına geçiyoruz. Kendim için ve arkadaşlarıma vermek üzere bir kaç küçük hediyelik aldıktan sonra Vardan Galtsyan kardeşimle röportaj yapmak için otele geçiyoruz, birer Türk kahvesi yapıp 1915, Türkiye- Ermenistan ilişkileri, Bediüzzaman, Münâzarât, AKP, 24 Nisan ve Türkiye siyaseti üzerine güzel bir söyleşi yapıyoruz…

Gözlemlerim:

*Erivan, açık hava müzesi gibi bir şehir. “Nereyi gezsem acaba?” gibi bir derdiniz hiç olmuyor.

*Buraya turist olarak geliyorsanız eğer, sadece Dolar ve Euro ile alış veriş yapabiliyorsunuz ya da change office’de bozdurabiliyorsunuz. Türk lirası kesinlikle geçerli değil.

*Ermenistan’ın para birimi Dram ile yapabilecekleriniz ilginç. Meselâ 1 kilo muz da 1000 Dram, şehrin bir ucundan bir ucuna taksiyle gitmek de.

*Kapalı mekânlarda sigara yasağı buraya uğramamış bile, cafeler dumanaltı.

-Taksiciler ve esnaf genellikle İngilizce bilmiyor, yanınızda size tercümanlık yapabilecek birini bulabilirseniz çok rahat edersiniz.

*Ermeni halkı, Türkiye’den gelenlere karşı çok hoşgörülü ve sıcak. Bütün misafirperverliklerini sergiliyorlar ve güleryüzlü davranıyorlar.

(2015 Ocak ayında yaptığım Erivan ziyaretimin 23 Nisan 2015’te  Yeni Asya gazetesinde yayınlanan gezi yazısı)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir