BÜYÜKADA Notları

Dini bayramlarda gazete çıkarmıyoruz. Bu yüzden Kurban Bayramı’nda 4 gün izinliydim.  Arefe günü tatil programım netleşti. İstanbul dışına çıkmayacaktım ama İstanbul’da da çok durmak istemiyordum. İnternete girip “İstanbul çevresinde gezilecek yerler” yazıp ‘enter’ yaptığımda  forumların birçoğu aynı yerleri işaret ediyordu: Adalar 🙂

Bayram münasebetiyle yanıma gelen annem ve abimle yaptığım istişareler sonucunda ‘faytonlu ada’ olarak bilinen Büyükada’ya gitme kararı çıktı. Bunda, Büyükada’nın gezip-görülecek yerlerinin diğerlerine göre daha çok olmasının da etkisi büyüktü tabii. Adalara Eminönü iskelesinden rahatlıkla gidilebiliyor. Turyol’un vapurları oldukça rahat, bilet fiyatı 3TL. Bilet almayalım, İstanbulkart’ımızla gidelim diyorsanız o da mümkün, Şehir hatları vapuru ile de Büyükada’ya ulaşabiliyorsunuz. (Basın kartına ücretsiz) Eminönü’nden vapura bindik. Ada vapuru sırasıyla Kınalıada, Burgazada ve Heybeliada’ya uğradıktan sonra Büyükada’ya geldi. İskeleden adanın içlerine doğru yürüdükçe karşımıza her sokaktan turist taşıyan faytonlar çıkmaya başladı. Deniz ve yosun kokusu yerini tezek kokularına bıraktı 🙂 Büyükada’nın belki de tek olumsuz tarafı buydu. Ağır ve tüm adayı kaplayan at dışkısı kokusu 😀

Ne yapalım, gülü seven dikenine katlanır diyerek yolumuza devam ettik. Adada araba yok. -Doğal olarak ticari taksiler de- ulaşım her yere faytonlarla ve bisikletlerle sağlanıyor. Fiyatlar biraz pahalı. Örneğin iskeleden Aya Yorgi’ye gideceğiniz ‘araba meydanı’na gitmek 30 Lira. Hava çok sıcak olmadığı ve etrafta fotoğraf çekerek ilerlemek istediğimiz için biz ilk durağımız olan Aya Yorgi kilisesine yürüyerek gitmeyi tercih ettik.  Yol üzerinde; Çalıkuşu romanıyla bildiğimiz Türk edebiyatının usta kalemlerinden Reşat Nuri Güntekin’in adadaki eviyle karşılaştık ama her yeri kapalıydı. Sadece duvarında bir bilgilendirme panosu asılıydı.

Yaklaşık 1 saatlik yürüyüşün sonunda araba meydanı denilen yere geldik. Burası faytonların ilk durağı. Meydanda ayrıca at ve eşekle tur yapabileceğiniz bir merkez de var. 10 Dakikalık at turu 30, eşek turu 20 TL. Yine burada bir restaurant & cafe de var. Kafede bir şeyler içip Aya Yorgi yokuşundan yukarıya çıkmaya başladık. Bu dik yokuşu tamamen yaya çıkmak zorundasınız. Yoldaki bazı ağaçlara -uyarı levhalarına rağmen- çaputlar bağlanmış ve ağaçlar dilek ağacına dönüşmüş.

15 dakikalık bir tırmanıştan sonra Aya Yorgi kilisesindeyiz. Küçük bir kilise olan Aya Yorgi’ye kadınların üstlerinin açık, erkeklerin de şortla girmesi yasak. Bu nedenle girişte elbiseler mevcut. Kapıdan girişte mum yakılan sunaklar var, sonra 2. bir kapıdan kiliseye  giriyorsunuz. Görevliler, turistlere  sürekli  olarak fotoğraf ve video çekilmemesi yönünde uyarılarda bulunuyorlar. (Ama ben yine de 1-2 poz çektim tabii) 🙂

Aya Yorgi’den çıktıktan sonra bütün Büyükada’yı kuşbakışı izleyebileceğiniz, bol bol fotoğraf ve selfie çekinebileceğiniz bir alan var. Buradaki banklara oturup ormanla denizin buluştuğu eşsiz manzarayı temaşa edebilir, tefekküre dalabilir ve hatta ‘Tabiat risalesi’nden ders yapabilirsiniz. Tam yeri 🙂 Aya Yorgi’den aşağı inip adanın çarşısına doğru harekete geçtik. Yol üzerinde SSCB döneminde Kızlıordu komutanlığı yapmış Komünist lider Lev Troçki’nin sürgündeyken yaşadığı köşkü görme fırsatımız oldu.

“1917-1924 arası Kızılordu komutanlığı yapan ve Beyaz Ruslara karşı acımasızlığı ile bilinen Troçki, Lenin’in ölümünden sonra Stalin’le girdiği iktidar mücadelesini kaybeder ve ilk olarak 1929 da İstanbul’a sürgüne yollanır. Ancak iç savaş yıllarında önüne sürüp Rusya’dan kovduğu Beyaz Rusların da önemli bir kısmı da İstanbul’dadır. Talat Paşa gibi  suikaste kurban gitmekten korkan Troçki en güvenilir yer olarak gözlerden ırak Prinkipo’yu (Büyükada) mesken tutar ve tam 4,5 yıl Büyükada’da kalır. Büyükada’da kiraladığı Arap İzzet Paşa köşkü hem karadan hem denizden korunaklı bir yerdedir ve Türk hükümeti de bu davetsiz misafirin başına bir şey gelmemesi için azami dikkat gösterir. Troçki teorik olarak hayatının en verimli yıllarını İstanbul’da geçirir. İhanete Uğrayan Devrim, Sürekli Devrim, Sanat ve Edebiyat gibi başyapıtlarını İstanbul’da yazdı.”

Troçki’nin Büyükada’da kaldığı köşk şu an virane durumda, birisi tarafından arsasıyla beraber satın alınmış. Ne yapılacağı ise merak konusu. Bahçesinde 5. Şua’yı okuyup çıktık :)) Buradan da adanın merkez çarşısına geldik. Hediyelik eşya satan bazı dükkanları da gezdikten sonra, akşamüstü İstanbul’a döndük.

Sonuç olarak;

*Büyükada; sadece bayram tatillerinde değil, haftasonu da ve hatta izin gününüzde bile günübirlik gelip gezebileceğiniz şirin bir ada.
*Faytona bindim, bir öğle yemeği yedim, dondurma aldım, su içtim…Derken cebinizden epey bir para çıkıyor ve fiyatlar -haliyle- pahalı.
*Büyükada; fotoğrafseverler için de müthiş bir yer. Bir çok ‘kare’ yakalamak mümkün.
*Gidin, gezin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir