“Alıp başını gitme” üzerine

Nicedir bir ‘gitme’ arzusu var kitlelerde. Müthiş bir sıkılma hali var insanların üzerinde. Kimden? Kendilerinden bile! Sadece bize has bir durum da değil bu elbette. Kimle konuşsam “alıp başını” gitme derdinde. Nereye? Gittiği yere.

Gitmek. Bir çanta bir hırka…

Gitmek. Gelişigüzel. Öylesine…

Gitmek. Dönmemek üzere…

Mümkün mü?

Mümkün.

Hangimiz hayatımızın belli bir döneminde bu hisse kapılıp yaşadığımız evi, şehri, ülkeyi terk edip gitmeyi düşünmedik ki?

Hiç bir şeyin değişmeyeceğini ya da en azından bizim istediğimiz şekilde şekillenmeyeceğini hissettiğimiz an, “Eeehh, yeter bee!” deyip bırakmadık ki mücadeleyi?

Sonra çevremize anlatmaya başladık bu isteğimizi. İstedik ki bir fikir versinler, yorum yapsınlar, maddi olamasa bile manevi destek olsunlar kararımıza.

Sonra yorumlar geldi.

– “Git valla, ben de düşünüyorum aslında” diye gazlayanlar.

– “Otur oturduğun yerde, buradan güzel şehir mi bulacaksın” diye vazgeçirmeye çalışanlar.

– “Valla ben daha önce gittim sonra yapamadım geri geldim, ama yine de sen bilirsin” deyip kendi deneyimlerini paylaşanlar…

Ve saire…

Kiminle konuşsanız bir şeyler söyledi. Ama hiç birisine ikna olmadınız. Ya da oldunuz ve harekete geçip gerçekten gittiniz.

Gidenler aradığını buldu mu, kalanlar hâlâ ne bekliyor? Bugünlerde en merak ettiğim konular bunlar.

Geçenlerde bir blogda. Yaşadığı ülkeden “sıkıldığı” ve artık orayı “yaşanmaz” bulduğu için başka bir ülkeye yerleşen ama anavatanındaki gelişmeleri hâlâ merakla takip ettiğini anlatan birinin yazısına denk geldim. Yazı; “Yani fiziken gittim ama aklım ve ruhum hâlâ ülkemde” diye bitiyordu.

O kişi belli ki savaş vb. çok kötü bir durum karşısında, -biraz da mecburen- ayrılmıştı doğup büyüdüğü topraklardan.

Kimileri savaştan kimileri politik atmosferden kimileri iklimden, kimileri ise evlilik ve saire nedenlerden dolayı yaşadığı ortamı bırakıp başka maceralara yelken açıyor bugünlerde. Bu; dün de böyleydi, yarın da böyle olacak belki. Kim bilir…

Mevsimsel diyebileceğimiz bir durum da olabilir bu. Mâlum; sonbahar her anlamda “gitme” mevsimi.

Ama; Gitsek, nereye kadar; kalsak, neye yarar?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir